Küba Gezi Notları | Havana Seyahat Rehberi

Ucuslarda gittigim yerlerde gezme firsatim oluyordu. Genelde 24 saati gecmiyordu kalis surem gittigim yerlerde. Ama yine de gezerek calisip, yorulmus ve daha fazla gezmeyi haketmistim. Surekli birseyleri hakettigimizi dusunup ona gore kararlar veriyorduk zaten. Bende yine oyle yaptim.

Dubai’ye geldigimizden beri hep beraber olduğum Bugra ve Firat’la ayni tarihlere almistik yillik izinlerimizi. En basindan beri soyle bir yerlere gitsek, kafa dinlesek diyorduk. ” Nereye gitsek? ” su an bizim icin en zor soruydu. Aksam yemegini yedikten sonra buyuk dunya haritasini masanin ustune koyup gidilecek rotayi, alternatifleri degerlendirmeye basladik. Izin tarihlerimize cok az bir zaman kaldigindan artik en kisa surede planimizi yapmamiz gerekiyordu. Yaklasik 8 gun yollarda olacaktik. Planin suanda en kesin ve kararlastirilmis kismi buydu. Gidilebilecek yerler siralandi. Rio, Peru ve Kuba. Rio de Janerio’ya hali hazirda ucuslarimiz basladigi icin oraya zaten gidebilirdik. Peru, Maccu Piccu icin yaklasik 3 ucaga binmemiz, aktarmalari yakalamamiz cok zahmetli gozuktu. En iyi secenek her zaman hayallerimden biri olan Kuba’ydi. Ve geregi dusunuldu. Kuba’ya gitmeye karar verildi. Hazirliklar basladi.

cuba-harita

Kuba vizesi konusu kafamda soru isaretiydi. Acaba vizeyi pasaporta isliyorlar mi yoksa kagit mi veriyorlar sorusunu bir turizm sirketinden 5 dakika icinde giderdim. 70 TL karsiliginda hemen isinizi halledip vizeyi elime tutusturdular. Ne bir otel rezervasyonu sordular, ne de ucak bileti. Sadece bir kimlik yeterliydi. Vize ayri bir kagit parcasi oldugu icin eger Amerika’ya gidip gelen biriyseniz herhangi bir problemle karsilazmassiniz O hep hayallerini kurdugu seye kavusunca insan once biraz afalliyor. Gercekliginden suphe ediyorsun. Sonra hayattaki her sey gibi bu yasadiklarina da alisip, olaganlastiriyorsun.

küba-parabirimi

Heyecanla beklenen gun en sonunda geldi catti. Biz bilet islemlerini yola cikmadan bir gun once ayarladik. Kabin memuru olmanin en buyuk avantaji tabii ki ucuz biletler ve erken rezervasyon derdiyle ugrasmamak. Dubai-Paris (Emirates), Paris-Havana (Air France) biletlerine gidis gelis toplam 650 TL gibi bir rakam odedik. Dubai’den 04.30’de havalandi ucagimiz. Gunun yorgunlugunu ucakta uyuyarak cikardim.

Dubai’den Paris’e yaklasik 6 saatte geldik. Paris’e geldikten sonra havaalaninda birseyler atistirdik ve ucagimizi beklemeye basladik. Su ucuz biletler cok guzel fakat stresi cekilir sey degil. Biletler sub-load yani ucakta yer varsa binersin. Konuya aciklik getirmek gerekirse ucaga alinacak en son sey sensin. Ucaga binebilecek miyiz yoksa sonra ki ucusa mi kalacagiz stresini atlatip kendimizi koltuklarimiza attiktan sonra derin bir nefes aldik. Koltuklarimiz bu sefer yanyana degildi fakat onu dusunecek durumda degildik. Onemli olan ucaga binmekti, eger mumkun olsaydi ayakta bile gidebilirdik. Koskoca Boeing 747’de bos koltuk yoktu. Kendimizi sansli hissettik. Sonra koltuklarda ekran olmamasindan sikayet etmeye baslamamiz cok fazla zaman almadi tabii ki.

Ama gercekci olmak gerekirse Emirates’den sonra Air France, Varan’dan sonra en dandiginden eski halk otobusu (500T) gibi geldi. Ucus suresi yaklasik 8,5 saatlik olan bir ucusta sadece iki bardak sarap icmistim ve ucakta baska icki yoktu. Bense ne hayallerle binmistim ucaga. Air France degil mi, en guzelinden Fransiz saraplarini yudumlayip Havana’ya kadar onumdeki ekranda filmler izlemeyi umuyordum. Butun kabin sehirlerarasi otobus misali bir ekrana bakip film seyrediyordu. Emirates’den sonra pek keyifli gelmedi ve uyumayi tercih ettim. Uyanik oldugum zamanlarda da ‘anliyorum ama konusamiyorum’ seviyesinde Ispanyolca ogrenmek icin gayret ettim. Cok fazla ilerleme kaydedemedim.

HAVANA

Uzun ve cekilmez bir yolculuktan sonra Jose Marti Havaalani’na indik. Ne zaman uzun tatillere gitsem yanima aldigim Lonely Planet’i bu sefer almamistim. ” E simdi napicaz? ” sorusu yuzlerimizden rahatca okunuyordu. Bildigin Kadikoy’den Uskudar’a giderken ne kadar hazirlik yaparsan, o kadar hazirlik yapmistik aslinda!

Havaalaninda biraz para bozdurduk hemen. Enteresan bir sekilde ulkede 2 farkli para birimi var. Birisi yerel halk icin, digeri ise biz yabancilar icin. Cakallik yapayim, yerel halkin kullandigi paradan da alayim, harcariz diye dusunmeyin. Turist oldugunuz kabak gibi ortadayken kimse sizden o paralari almiyor. Denedim ordan biliyorum.

küba-para-vize

( soldaki : turist parasi )

Havaalanindan cikarken nereye gidecegimiz, neye binecegimiz konusunda hicbir fikrimiz yoktu. Gerci sen simdi turist olsan Istanbul’a gelsen nereye gidersin? Biz de Taksim, Sultanahmet tarzi bir yere gidecektik iste.

Daha sonrasinda sansimiza guvenerek atladik taksiye ve merkeze gitmeye karar verdik. Taksicinin bizi getirdigi mahallede indik. Tarlabasi’ndan hallice bir muhitti burasi. Ama merkezmis iste. Oyle dediler. Ucakta calismis oldugum Ispanyolca bilgimle soru sorabiliyor fakat cevaplardan birsey anlamiyordum. Soru sormadim daha sonra. Istekli bir sekilde muhabbet baslatip, sonunu getiremiyordum. Calismadigim yerden cikiyordu hep. Eski, harabe mahallede tek yabanci bizlerdik ve ilgi odagi olmustuk. Herkes Ispanyolca birseyler soyluyor ve bizleri casa particular denen pansiyondan hallice mekanlarina davet ediyorlardi. Bu mekanlar ev sahiplerininde icinde yasadigi, turistlere gunluk olarak kiraladiklari, sadece uyumak icin kullanilan mekanlardi. Hava kararmadan bir yere basimizi sokalim dusuncesiyle cok uzatmadan bir yer bulduk. Cok uygun fiyata anlastik nitekim. 3 kisi, 1 gun icin 20 CUC (20 CUC = 20 $ ) vericektik. Bekledigimizin cok altinda bir fiyatti. Gerci en basta 25 CUC demisti ev sahibemiz amma Bugra pazarlikci kisisligle teyzeyi bayiltip 20 CUC’a ikna etti. Halkinin ayda ortalama 20$ kazandigi bir ulkede teyze yine iyi para kazaniyor hesabi yapmadan tabii ki geri kalmadik.

küba-casaparticular

Odamiza yerlestik. Ne kadar uzun ve yorucu bir ucustan da gelsek, hemen disari cikip etrafi kesfetmek istiyorduk. Dandirik odamizda cok fazla zaman gecirmeden kendimizi, su meshur Havana sokaklarina attik.

İlk gördüğümüz bakkala dedik ki en lokalinden sen bize bira ver. Aldik Cristal biralari, sokaklarda yurumeye basladik. Kubali olmadigimiz bariz belliydi, etrafimizi hemen birseyler satmak isteyen adamlar sariyordu adim basi. Ozellikle puro, esrar ve kadin. Birseyler yemek icin etrafa bakinmaya basladik. Caddelerde surekli Kuba ezgilerini duyuyorsunuz yolda yururken. Etrafa biraz bakindiktan sonra Café Paris’te karar kildik. Gerek muzigi, gerek yemekleri olsun sevdik bu mekani. Havana’da bulundugumuz sure boyunca genelde burada yemeklerimizi yedik. Bu restaurantta ortalama bir Istanbul fiyatlari gecerliydi. Turistlere fazlaca ödettirdikleri belliydi fakat sistem buydu, yapacak birsey yoktu.

küba-mojito

Yemeklerimizi, mojitolarimizi, cuba librelerimiz bitirdikten sonra Havana sokaklarinda turlamaya basladik. Sagdan, soldan laf atanlar eksik olmadi. En sonunda puro satmak icin laf atan arkadasin pesine takilip en az 100 yillik oldugunu dusundugum bir binanin icine girdik. 150 CUC’dan acilan kapi, 20 CUC’a kadar dusurulup 20 adet puro alindi. Daha sonra yaptigimiz arastirmalarda bu fiyata bile kazik yedigimizi anladik. Isin daha da aci veren tarafi hayal ettigim gibi bir puro alis verisi olmamisti. Hani kizlar sariyordu bacaklarda? Nerdeydi o esmer tenli, kivircik saclari gunesten sararmis kiz? Neyse.

Elimize verdikleri purolarla pansiyonumuz yolunu tuttuk. Pansiyonun yakininda ki Carlos Bakkal’dan tabii ki rom aldik. Kolaya karistirip dunyayi daha guzel bir hale getirdik. Sorduk sorusturduk, nereye gidilir falan. Casa De La Musica’da karar kildik. 20 CUC adam basi giris ucretini odedik once. Dam sormadan iceri alinmanin dayanilmaz hafifligiyle muzik sesini takip edip iceri girdik. ” Ay Candela ” esliginde herkes kendinden geciyordu. Icerisi fena kalabalik. Adim atacak yer yok. Herkes salsa yapiyor, yapmasa da kivrak hareketlerle hunerlerini gosteriyor. Ben oldum olasi dans ozurlu bir insan oldugum icin ayip olmasin diye kendi halimde sallanmaya basladim.

Ne ictik, ne kadar ictik bilemeden ciktik Casa De La Musica’dan. Pansiyonun yolunu tuttuk gecenin 3’unde. Arka sokaklarinda yuruduk Havana’nin.Acaba Kuba guvenli mi diyenlere, eger gece 3’de Taksim’de yuruyebiliyorsan, Havana sana dunyanin en guvenli sehri gelebilir.

Sabah erkenden kalkip kendimizi sokaklara attik yeniden. Cokca gezip, bolca fotograf cekelim istedik. En buyuk sıkıntı yemek yemek burada. Dogru duzgun bir kahvalti yapacak yer bulamadik. Yolda gordugumuz hamburgercide yari pismis hamburgerleri yedik, midemizi bozmamayi temenni ederek.

küba-yemek

Hayat sokaklarda Havana’da. Caddelerinde yuruyup, arka sokaklarinda kaybolup, etrafa merakli gozlerimizle bakarken etkilenmemek elde degildi. Zaman durmus gibiydi burada. Eski binalar, 55-60 model Amerikan arabalari seni buna inandiriyordu.

cuba-streets

Saatlerce yuruduk sokaklarda, elimizden biralarimizi kesinlikle eksik etmedik. Gunesinde etkisiyle kafam donmeye baslamisti oglen 12’de. Eski araba muzesine soyle bir goz attiktan sonra, kaldirimda oturmus turistlerle fotograf cektiren enteresan bir teyze gorduk. Elinde yarim metrelik purosu, cakir gozlu kedisi, kokos kiyafetleriyle dikkatleri ustune cekiyordu hemen. Kim bilir nasil bir hayati vardi? Nerede yasiyordu? Hayalleri nelerdi? Cevapsiz nice soru…Sonra Taksim’de ki pala biyikli abi geldi aklima sonra. Guzel bir ikili olurlar diye dusundum. Fotograflarini cektikten sonra, istedigi parayi verip yolumuza devam ettik.

streets-cuba

Zaman yavas ilerliyordu bu sokaklarda. Hatta zaman durmustu 1959’da. Devrimden sonra dogru duzgun bile civi cakilmamisti ulkeye. Her taraf eski binalar vardi. Bunlara eslik edip resmi tamamliyordu 40 ve 50’lerden kalma eski Amerikan arabalari. Tabii zaman geciyor ve isler biraz degisiyor Kuba’da da. Eskiden cok uzun yillar bir tane araba almak icin (ki omrun boyunca bir adet hakkin var) beklerken – bu araba genelde benim yaslarimda bir Lada oluyordu – artik bu kural tamamen degismisti. Artik evlerini bile satabiliyor Kubalilar. Degisim cok yakinda diyorlar ve gelecekten umutlular.

cuba-summer

Kucuk kafeteryalarla cevrili sirin bir caddeye geliyoruz. Burasi Malecon Sahil Yolu. Sag tarafimiz deniz, yola sagli sollu parketmis klasik Amerikan arabalari. Hepsi rengarenk, biz hala olmedik der gibi ayaktalar. Yakici gunesin altinda yuruyoruz, saat 2’yi bulmustu coktan. Ufak bir markete girip su aliyoruz. Artik su alabilecek kadar bir Ispanyolca ogrendik. Daha sonra yanimiza bizim yaslarimizda bir cocuk geliyor. Cuzdanindan bir kart cikartip ogrenci oldugunu, Ingilizce pratik yapmak icin eger istersek bizi gezdirebilecegini soyluyor. ( ismini malesef unuttugum arkadasa suandan itibaren Marcelo diyecegim. ) Bizde tamam diyoruz. Zaten nereye gitsek ne yapsak diye bakinirken Marcelo’nun karsimiza cikmasi cok iyi olmustu. Tabii ki gun sonunda ufak biseyler veririz diye konusuyoruz. Hic bir emek karsiliksiz kalmamali sonucta.

cuba-streets-summer

Ogleden sonra karnimiz acikinca hep beraber Cafe Paris’in yolunu tutuyoruz. Kuba’da yemek basli basina problem. Kuru makarnaya talim, o olmazsa pizza veya en son secenek sandevic. Bunlara biz burun kivirirken, Marcelo basliyor anlatmaya. Saskinlikla dinliyoruz. Adam 30 yasinda ve hayatinda ilk defa restorana geliyor. Kulaga pek inanilir gibi gelmiyor.Uzulmemek elde degil boyle bir yokluga. En ufacik sacma sapan seylerden sıkılıp, hayati kendimize zehir ederken, hic bilmedigimiz bir pencereden boylesine bir hayati yanibasimda gormek beni baya sarsmisti. Karnimizi doyurduktan sonra en yakin marketten birer bira alip Marcelo’yu takip ediyoruz.

streets-cuba

Marcelo nereye gitmek istedigimiz soruyor. Ona birakiyoruz. Senin sehrin, sen goster diyoruz. Ilk once China Town’a gidelim diyor. Tepkimiz tam olarak ‘Yok artik!!! ‘ Burda da mi varlar derken yuruyerek geliyoruz China Town’a. Sonrasinda sadece isminin var olup, cisminden eser olmayan bir yer oldugunun anliyoruz. Yalandan bir cafeterya ve 4-5 masa. Tataaam, iste size China Town.

Aksama ne yapsak diye plan yapiyoruz. Programin amaci, benim dogum gunum. Takvimler 5 Mayis diyor. 1 sene daha yaklasirken muammaya, tam olarak kutlanasi birsey bile olmamasina ragmen, kutlayalim diyorum. Kac kere Kuba’da dogum gunu kutlayabilirdim ki?

Yanımıza yaklaşan melez hatun kişiyle Marcelo’nun aracılığıyla bira içmeye başladık. Tüm ısrarlardan sonra ‘bir fotograf cektirirsek cok makbule gecer yalniz’ dedim. ” Mira, hadi bir fotograf ” dedi Marcelo. Fotograf cektirmekten baska bir atraksiyonumuz olmadi nitekim Kuba’li hatunlarla.

China Town’dan cikip yola devam ettik. Marcelo’yu takip ediyorduk. Halk otobusune bindik. Herkes saskinlikla bize bakiyordu. Sanirim turistlerin pek sik yaptiklari bir sey degil burda halk otobusune binmek diye dusundum ve ya sadece bakiyorlardi iste. Yerel paranin gectigi iki yerden biri halk otobusleri. Digeri ise devlete ait taksiler. Baska her yerde devletin zamaninda sadece turistlerin kullanmasi icin planlayip piyasaya surdugu para birimi kullaniliyordu.

Otobus yolculugumuz pek uzun surmedi. Yavas adimlarla anin tadini cikararak adimliyorduk ilk defa gectigimiz sokaklari. Viva Cuba Libre sadece duvarlardaydi. Gordugumuz kadariyla gercek hayatta isler pek oyle yurumuyordu. Geldigimiz bolgenin Vedado oldugunu soyledi Marcelo. Burasi Malecon Sahil Yolu’nun tam ustunde, Taganana tepesinde bulunuyordu. Tarih kokan Hotel National de Cuba‘da birseyler icmek icin mola verdik.

Hotel National de Cuba‘

1930 yilinda kapilarini acan otel, Amerikali 3 mimar tarafindan dizayn edilmis, Kuba’nin Amerikalilar icin tatil merkezi oldugu yillarda. Kimleri misafir etmemis ki bu heybetli bina; Frank Sinatra, Ava Gardner, Marlon Brando, John Wayne, Ernest Hemingway sadece bazilari. Meshur Godfather II’nin toplanti sahnesi de bu otelde cekilmis.

Fidel, Batista’yi ulkeden gonderdikten sonra o zamanlari cok basarili kumarhanelerinden biri olarak gosterileren Casino Internacional ‘ i da tarihe gommus. Daha sonralarinda ise 1962 yilinda yakin dostu Che Guevara ile Havana’yi savunmak icin merkez ustu olarak kullanmis.

cuba-Hotel National de Cuba

 

Ufak bir tarih yolculugundan sonra tekrardan gunumuze donup yolumuza kaldigimiz yerden devam ettik. Otelden cikip etrafta yururken tekel bayii tarzi bir yerin onunde durduk. Sudan daha ucuz olan romu kolayla karistimaya karar verdik. Hemen hizli bir alisveristen sonra nevaleleri icebilecegimiz en uygun yeri bulduk. Tekelin onu! Hem ickiler bitince, tekrardan almak icin zaman kaybina da gerek yoktu. Aksam kutlayacagimiz dogum gunum icin de guzel bir on hazirlik oluyordu sonucta.

Orada kac saat durduk, ne kadar ictik, yoldan gecen kac guzele Marcelo’nun yardimiyla laf attik, eve nasil geldim, nasil uyudum ve yatagim nasil kirilmisti hepsi daha sonra aklima Hangover filmindeki gibi geldi.

 

Dogum gunu mu? Ben aksam 9’da sizmisim. Arkadaslar da artik seneye kutlariz demisler. Hayirlisi tabii.

 

Konuk Yazar: Mahmut Caner Altunbulak